ÇOCUKLARDA UYUM VE DAVRANIŞ PROBLEMLERİ

ÇOCUKLARDA UYUM VE DAVRANIŞ PROBLEMLERİ

Çocuklar her yeni gelişim dönemine geçtiklerinde birtakım yeni beceriler kazanmakla birlikte, bazı davranışlar da geliştirirler. Bu davranışların normal mi, anormal mi olduğunu birbirinden ayırmak çok önemlidir. Bu ayrımı sağlamak içinse bazı ölçütler bulunmaktadır.

Abdurrahman KENDİRCİ
Doktorant/Uzman Psikolojik Danışman

Uyum kavramı, genel olarak “bireyin hem kendisi, hem de çevresiyle iyi ilişkiler kurabilmesi ve bu ilişkileri sürdürebilme derecesi” şeklinde tanımlanmaktadır. Çocukların da gelişim süreci içerisinde hem kendisinde meydana gelen değişikliklere uygun davranış ve tutumlar göstermesi, hem de diğer insanlarla olan ilişkilerini ahenkli bir biçimde uzlaştırabilmesi önemlidir. Aslında bu bir denge durumudur. Bu dengenin oluşmadığı durumlarda davranış problemleri meydana gelir. Uyum problemleri çerçevesinde genel olarak bireyin gelişim dönemi ve o dönemin özellikleri dikkate alınmalı, uyumsuz davranış belirli bir döne mi ait, yoksa kalıcı belirtiler mi göstermektedir? Bu durum gözlemlenmelidir Ayrıca, davranış problemlerinin sıklığı ve şiddeti de dikkat edilmesi gereken diğer bir unsurdur.

Çocuklar gelişim süreçleri içerisinde zihinsel, sosyal ve bedensel bazı beceriler kazanmaktadırlar. Çocuğun kavrama ve öğrenme yeteneğinin gelişmesi, belirli bir iletişim kabiliyeti sergilemesi, çevresini algılaması, iletişim kurduğu bireylerin sahip olduğu rolleri anlamlandırması ve kendini tanımaya başlaması da hep bu gelişim süreci içerisinde kazandığı olgunluk seviyesi ile ilgilidir. Bu yönüyle çocuklar bu gelişim süreci içerisinde bazı sorunlarla karşılaşabilecek ve bu sorunlarla ilgili de çevreleri tarafından tepkiler görebileceklerdir. Yani çocuklar her yeni gelişim dönemine geçtiklerinde birtakım yeni beceriler kazanmakla birlikte, bazı davranışlar da geliştirirler. Bu davranışların normal mi, anormal mi olduğunu birbirinden ayırmak çok önemlidir. Bu ayrımı sağlamak içinse bazı ölçütler bulunmaktadır ve bu kriterlere göre davranışın normal olup olmadığı değerlendirilebilir. Bu kriterler, yaşa uygunluk, davranışın yoğunluğu, süreklilik, cinsiyetin etkisi,

Yaşa uygunluk: Çocukların yaşı davranışın özelliğini belirlemekte en etkili bir kriterdir. Sergilenen her davranış kendi yaş özelliği içinde normaldir. Örneğin 3 yaşındaki bir çocuğun alt ıslatması normal olarak değerlendirilirken, 7 yaşındaki bir çocuğun alt ıslatması normal görülmemektedir.

Davranışın yoğunluğu: Yine yaş örneğinden hareketle bu davranış yoğun bir şekilde gösteriliyorsa anormal olarak görülebilir. Örneğin, 4-5 yaşında bir çocuğun biraz öfkeli ve hırçın olması normal görülebilirken; öfke ve hırçınlığın kendine veya bir başkasına zarar vererek saldırganlaşma şekline dönüşmesi ise anormal bir davranış olarak nitelendirilebilir.

Süreklilik: Aynı şekilde bu davranışın belirli bir süre zarfında değil de sürekli, ısrarla çocuk tarafından sergilenmesine de dikkat edilmelidir

Cinsiyetin etkisi: Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus sergilenen davranışın cinsiyete uygun olup olmadığıdır. Erkek çocuklara özgü görülen bazı davranışların kız çocuklarında görülmesi veya kızlara uygun davranışların da erkeklerde görülmesi anormal davranış olarak değerlendirilir.

Davranış problemleri çocukların her gelişim döneminde ortaya çıkabilir. Bu davranışlar, genellikle bir duruma tepki olarak ortaya çıkarlar. Özellikle bu tepkilerin neden kaynaklandığının belirlenebilmesi normal olmayan davranışın normalleşmesi için çok önemlidir. Çocuklar, iletişim problemi yaşadığı, sevilmediği, ilgi görmediği, değer bulmadığı, sözel ve fiziksel şiddet gördüğü ortam ve durumlarda tepkisini ifade etmek için farklı davranışlar içine girecek ve bu da toplum içinde uyumsuz ve sorunlu davranışlar göstermesine sebep olacaktır. Bununla birlikte, baskıcı, aşırı disiplinli ve aşırı koruyucu ebeveyn tutumları da uyum ve davranış bozukluklarına yol açabilmektedir. Bu yönüyle uyum ve davranış problemleri; çocuğun değişik bedensel ve psikolojik sebeplere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkmaktadır. Saldırganlık, inatçılık, parmak emme, tırnak yeme, fobiler (korkular), kaygı, içe kapanıklık, çalma davranışı, yalan söyleme, alt ıslatma, tikler gibi davranışlar, davranış problemleri içerisinde değerlendirilir.

UYUM VE DAVRANIŞ PROBLEMLERİNİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR

  • Çocuk her hangi bir davranış problemi gösterdiğinde olay anında değil, bir süre sonra, daha sakin bir ortamda konuşulmalı.
  • Ebeveynlerin canlı model olduğu unutulmadan çocuklara olumlu rol model olunulmalı.
  • Çocuğun olumlu davranışları titizlikle gözlemlenmeli bu davranışlar fırsat bilinip olumlu pekiştirmeler yapılmalıdır.
  • Ne olursa olsun şiddete başvurmamalıdır. Çocukların her türlü problemini anne ve babalarıyla konuşabilmeleri için onlara fırsat verilmeli, cesaretlendirilmeli ve uygun ortamlar oluşturulmalıdır.
  • Çocuğun yaşı ve özelliklerine göre bazı sorumluluklar verilerek kendini tanıması, yeteneklerini görme imkanı tanınmalıdır.
  • Anne ve baba arasında çocuğa karşı tutarlı bir tutum sergilenmelidir.
  • Çocuktan beklentiler gerçekçi olmalı, yaşının üzerinde beklentiye girilmemelidir.
  • Çocuk ne kardeşleriyle ne de başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Kıyaslama çocuğun benliğine yöneltilmiş en önemli bir saldırıdır.
  • Uyumsuz ve normal olmayan davranış ortaya çıktığında, çocuk başka faaliyetlere yöneltilmeli ve davranışın yönü değiştirilmelidir.

Eğitim ortamları çocukların gelişimi bakımından çok önemli ortamlardır. Varolan davranış problemlerinin okul ortamlarında gözlemlenmesi, değerlendirilmesi ve önlem alınması problemin çözümü için büyük önem taşır. Anne babaların bu dönemlerde öğretmenlerle sürekli iletişim halinde olması gerekir.

Çocuklardaki uyum ve davranış problemlerinin düzeltilebilmesinde anne ve babalar çok büyük bir etkiye sahiplerdir. Bundan dolayı çocukla birlikte ebeveynlerin de davranışları düzenlenmelidir. Bunun için aile terapisi de gerekebilmektedir. Çocuklardaki bu uyum ve davranış problemleri çözülemediği, devam ettiği durumlarda ise bazı kalıcı davranış ve kişilik bozuklukları da oluşabilmektedir. Bundan dolayı anne babaların çocuklarının davranışlarını çok iyi gözlemlemesi özellikle, yukarıda ifade edilen “yaşa uygunluk, davranışın yoğunluğu, sürekliliği ve cinsiyetin etkisi” gibi faktörlere dikkat etmesi ve altı ay gibi devam eden problemlerde mutlaka alanında uzman birinden yardım alması gerekir.

PSİKOLOJİK İYİ OLUŞ VE PSİKOLOJİK DANIŞMA

PSİKOLOJİK İYİ OLUŞ VE PSİKOLOJİK DANIŞMA

“Başka bir açıdan psikolojik iyi oluş, insanın hayattaki anlamlı amaçları sürdürmesini, kişisel gelişimi ve çevresi ile kurduğu kaliteli ilişkilerini yönetme olarak da tanımlanmaktadır.”

Abdurrahman KENDİRCİ
Doktorant/Uzman Psikolojik Danışman

İyi bir yaşam nedir, yaşamın anlamı ve amacı nedir? Gibi sorular, insanoğlunun geçmişten günümüze cevabını aradığı; değişik kuramcılar, ekonomistler, bilim adamları, filozoflar ve din bilginlerinin de kendi bakış açılarına göre cevabını vermeye çalıştığı sorulardır. Örneğin Antik Yunan filozoflarından Sokrates, iyi oluşu mutluluk olarak değerlendirmekte ve mutlu olmayı, bilgili ve erdemli olmakla eş değer görmektedir. Aristotales ise, mutluluğu insanın ulaşabileceği iyi oluşun en üst seviyesi olarak tanımlamaktadır. Pozitif Psikoloji yaklaşımının oluşmasında katkısı olan Jung, Rogers ve Maslow ise psikolojik iyi oluşu açıklarken ruhsal sağlık, yaşam doyumu ve mutluluk gibi olumlu kavramların üzerinde durmaktadırlar.  İyi bir yaşam ve yaşamın anlamı gibi temel soruların psikolojik iyi oluşla ilişkisi düşünüldüğünde, bu çerçevede iyi oluşun ne olduğuna dair geçmişten günümüze kadar birçok açıklamasının bulunduğu söylenebilir.

Psikolojik iyi oluş (well-being), bireyin hayatındaki amaçlarının farkında olup olmamasını, potansiyeli konusunda farkındalığını ve diğer bireylerle ilişkisinin niteliğini ifade eder. Başka bir açıdan psikolojik iyi oluş, insanın hayattaki anlamlı amaçları sürdürmesini, kişisel gelişimi ve çevresi ile kurduğu kaliteli ilişkilerini yönetme olarak da tanımlanmaktadır. Psikolojik iyi oluş düzeyi artan insanın kendi yaşamını pozitif olarak değerlendirmesi de artabilecektir. Psikolojik iyi oluş düzeyinin yükselmesi, olumlu duygularının artması, olumsuz duyguların azalmasına ve bireyin yaşamının kalitesine ilişkin düşüncelerinin olumlu olmasına bağlıdır.

Aynı zamanda psikolojik iyi olma kavramı mutluluğun bir çeşidi olarak da değerlendirilmektedir. Psikolojik olarak mutluluğun ise iki kısımda incelendiği görülmektedir. Birinci tür mutluluk, hazzı ve duyguları temele alan hedonik mutluluk, ikinci tür mutluluk ise, psikolojik iyi oluştur. Psikolojik iyi oluş, değerlere dayalı, yaşamın anlamı ve amacını bulmayı esas alan bir mutluluk anlayışıdır. Psikolojik iyi oluşları yüksek insanların hayatlarında bir anlam ve amaç vardır. Kendilerini her yönüyle kabullenmişlerdir ve özsaygıları da yüksektir. Hem kendisiyle hem de diğer insanlarla iyi ilişkiler içindedirler, günlük hayatın stres ve kaygısıyla pozitif bir şekilde baş edebilirler. Ayrıca bu bireyler, yaşamı bir gelişim ve öğrenme süreci olarak görürlerken, özerk ve bağımsız kişilikleriyle de dikkat çekerler.

Psikolojik İyi oluş ve Psikolojik Danışma

Psikolojik danışma hizmeti veren uzmanların, önleyici ve koruyucu ruh sağlığı hizmeti sunduğu düşünüldüğünde ruhsal problemler kadar, bireyin iyi oluş durumu hakkında da bilgi sahibi olmaları önemlidir. Psikolojik iyi oluş, danışanların anlam ve amaç bütünlüğü bulmasına yardımcı olmakla birlikte; psikolojik danışmanlar için müdahale ve hedef belirlemelerini sağlayarak rehber niteliği taşırlar.

İnsanların psikolojik iyi oluş seviyelerini yükseltebilmek aynı zamanda içinde bulundukları psikolojik problemlerin de çözümü anlamına gelir. Psikolojik danışma ve psikoterapide amaç; danışanın farkındalığını arttırıp, probleminin çözümünde ona yardımcı olmaktır. Bunun için psikolojik iyi oluş çok önemli kavram olarak dikkat çeker. Hatta Seligman’a göre psikoterapi sürecinde yalnız sorunun giderilmesi değil, birey için en iyi olanın da ortaya konması gerekmektedir. Bu yönüyle psikoterapi sonlandırılsa da olumlu değişim ve gelişim devam eder. Sonuç olarak, psikolojik danışmada nihai amacın, danışanın psikolojik bir problemini çözmenin yanı sıra, kendi yaşamından doyum sağlaması ve mutlu hissetmesi olmalıdır.

Psikolojik İyi Oluşu Psikolojik Danışma Sürecinde Arttırabilmek İçin Neler Yapılabilir?

Bireylerin psikolojik iyi oluş seviyesini arttırabilmek için birçok yöntem paylaşılabilir. Bu yöntemler her bireyde aynı etkiyi oluşturmayıp, farklı etkiler oluşturabilirler. Genellikle iyi oluş kavramını araştıran uzmanların ifade ettikleri bazı yöntemleri danışma sürecinde kullanabiliriz.

Bu yöntemlerden ilki, hayatın anlamını bulmak

Dünyadaki varlığımıza dair bir anlam ve amaç bulmak tatminkar ve mutlu bir yaşam için önemlidir. Anlamlı bir yaşama sahip olmak, düzen, ilişkiler ve umut açısından insanın en temel ihtiyacını yansıtmaktadır. Yaşamda en önemli iki an olduğu söylenir. Doğduğunuz an, Nedenini bulduğunuz an.

  • Aşağıdaki sorular üzerine düşünülebilir.
  • Sizin için derin bir anlama sahip olan şey nedir?
  • Sebebini biliyor musunuz?
  • Bu sebebinizi kişisel ve iş yaşamınıza nasıl uygularsınız?

İkincisi, iyimser olmaktır

Seligman, iyimserliğin öğrenilebilir olduğunu ifade etmektedir. Bunun için iyimserlikle ilgili düşünce egzersizi yapılabilir ve aşağıdaki soruların yanıtlarına cevap aranarak başlanabilir.

  • Her akşam o günün en güzel olayı ile ilgili bir cümle yazın
  • Güçlü ve olumlu yanlarınız nelerdir?
  • Şimdiye kadar neleri başardınız?
  • Başkalarına zor gelen ancak size kolay olan durumlar nelerdir?
  • Az da olsa yaşamınıza iyi gelen şeyler nelerdir?
  • Hayatınızda olduğu gibi kalmasını istedikleriniz neler?

Bu sorulara verilen cevaplar sizi iyimserliğe götürecektir.

Üçüncüsü, minnettarlık-şükran egzersizi

Bir araştırmada haftalık olarak şükran duydukları şeyleri not alan insanların mutluluk seviyeleri, şikayetlerini not alan ya da günlük olayları yazanlara göre yüzde 25 daha yüksek bulunmuştur. Bu egzersizlerden birkaçı ise;

  • Şükran güncesi tutmak, her gün şükran duyduğunuz şeyleri yazabilirsiniz.
  • Şükran ziyaretinde bulunmak, size yaptığı iyilikle hayatınızı olumlu yönde değiştiren birisine ziyarette bulunabilirsiniz.
  • Teşekkür notu yazmak
  • Sıradan ve sıra dışı şeyler için teşekkür etmek

Dördüncüsü, olumlu duygular edinmek

Mutlu bir yaşam olumlu duygular (ilgi, şefkat, neşe, mutluluk, huzur, sevgi, rahatlama, memnuniyet) hissetmekle ilgilidir. Bunun için, bazı çalışmalar yapılabilir?

  • Sizi mutlu eden nedir? Sorusunu sormak ve aldığınız cevapların listesini yaparak, içinden seçmiş olduğunuz bir veya birkaçını günlük olarak tekrarlamak.
  • Pozitif ilham panosu yapmak. İlham alabileceğiniz durumları belirleyerek görselleştirmek.
  • Kendinizle ilgili olumlu önermeler düşünmek. Örneğin; “bu durum yeni şeyler öğrenmek için bir fırsat; farklı bir yol deneyeceğim; önceliklerimi belirlemeliyim gibi.
  • Daha çok gülümseyin
  • Yeşile bakın
  • Bitki, çiçek veya evcil hayvan sahiplenin.

Beşincisi, iyilik davranışlarında bulunmak

Altı hafta boyunca haftada bir gün iyilik dolu davranışlarda bulunacağınız beş hedef belirleyebilirsiniz. Örneğin,

  • Eşinize ev işlerinde yardımcı olmak,
  • Yürüme problemi olan komşunuzun market alışverişini yapmak
  • Kan bağışında bulunmak gibi.

Belirleyeceğiniz iyilik davranışlarının bir fark oluşturacağına ve sizden bir şeyler içermesine dikkat edin.

Bunların dışında, tatmin edici ve sağlıklı ilişkiler kurmak, affedici olmak, umudunu hiçbir zaman kaybetmemek psikolojik iyi oluş seviyesini yükseltecek etkenlerdendir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Bannik, F. (2017), 201 Pozitif Psikoloji Uygulaması, (Çeviren: Esra Kökklıç) İstanbul: Üsküdar Üniversitesi Yayınları

Christopher, J. C. (1999). “Situating psychological well-being: Exploring the cultural roots of its theory and research.” Journal of Counseling and Development, 77, 2, 141-153.

Dost, M. T. (2005), Ruh Sağlığı ve Öznel iyi Oluş Eurasian Journal of Educational Research, 20, pp, 223-231

Ryff, C.D., Keyes, C.L.M., (1995). The Structure of Psychological Well-Being Revisited. 

 Journal of Personality and Social Psychology, 69, 4, 719-727

İLİŞKİ DOYUMU, BAĞLANMA VE AŞK STİLLERİ

İLİŞKİ DOYUMU, BAĞLANMA VE AŞK STİLLERİ

Bir yakın ilişkinin devam edip etmeyeceği o ilişkiden alınan doyum ve ilişkiye bağlanmanın etkisiyle belirlenir. İlişkiye bağlanma, o ilişkiyi sürdürmedeki arzu ve kararlılık olarak değerlendirilebilir.

Abdurrahman KENDİRCİ
Doktorant/Uzman Psikolojik Danışman

İlişki Doyumu

Bireyler, hayatlarının büyük bir kısmını farklı özellik ve düzeylerde ilişki kurdukları insanlarla birlikte geçirirler. Bu ilişkilerin bir bölümü kısa ya da uzun süreli yaşantılar içeren zorunlu ilişkilerdir. Bazıları ise gönüllülük temelinde kurulurlar. Gönüllü olarak kurulan ve normal şartlarda uzun süren ilişkiler çoğunlukla yakın ilişkiler olarak değerlendirilmektedir. Başarılı yakın ilişkiler kurabilmek, birçok insanın hayatında mutlu olmasının ve kendini güvende hissetmesinin en önemli kaynaklarındandır. Sternberg’e (1986) göre yakınlık, sevilen bireyle karşılıklı anlayış ve iletişim içinde olmayı ve ona duygusal yönden bağlı olmayı içermektedir. Yakın ilişkiler içerisinde değerlendirilen romantik ilişkiler, bireylerin hayatlarının merkezinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda yüksek özgüven ve benlik algısına sahip, pozitif kişilik geliştiren kişilerin, sağlıklı romantik ilişkiler yaşadığı görülmektedir. Aynı zamanda sağlıklı romantik ilişkilerin, bireylerin iyi oluş düzeylerini önemli ölçüde etkilediği vurgulanmaktadır.

Bir yakın ilişkinin devam edip etmeyeceği o ilişkiden alınan doyum ve ilişkiye bağlanmanın etkisiyle belirlenir. İlişkiye bağlanma, o ilişkiyi sürdürmedeki arzu ve kararlılık olarak değerlendirilebilir. İlişkiyi sürdürme isteği ve kararlılığın temelinde derin bir aşka kadar uzanan birçok neden yatabilir. İlişki doyumuna etki eden en önemli unsurlardan birisi aşka ilişkin tutumlarıdır. Diğeri ise bağlanma stilleridir. Aşka ilişkin tutumların, ilişki inançlarının ve bağlanma stillerinin ilişki doyumuna etkisinin incelendiği bir araştırmada, aşka ilişkin tutumların ve güvenli bağlanma stilinin romantik ilişki doyumunun en önemli belirleyicisi olduğunu bulunmuştur. Bütün bunlara bağlı olarak kişilerin sağlıklı ve tatmin edici romantik ilişkiler kurması, ilişkinin devamlılığı, eşlerin mutluluğu ve kişilerin her yönden sağlıklı gelişimlerini etkilemektedir.

Bağlanma

Bağlanma, bebek ile annesi/birincil bakıcısı arasında kurulan ve duygusal açıdan bebeğin kendisini güvende hissetmesini sağlayan kuvvetli duygusal bağ olarak tanımlanmaktadır. Yaşamın erken yıllarında geliştirilen bu bağlanma ilişkisi sonraki dönemde yaşanan ilişkileri de etkilemektedir. Yetişkin bağlanma stilleri; güvenli, saplantılı, korkulu ve kayıtsız olarak gruplandırılmıştır. Güvenli bağlanma ilişkisi geliştirmiş bireyler, kendilerini sevilmeye değer, başkalarını ise güvenilir, ulaşılabilir, destekleyici ve iyi niyetli olarak algılama eğilimi gösterirler. Başkaları ile kolay bir şekilde yakın ilişki kurar ve kurdukları ilişkiyi devam ettirirler. Bu yönüyle güvenli bağlanma ilişki doyumu açısından çok önemli bir etkendir.

Aşka İlişkin Tutumlar

İlişki doyumunun önemli belirleyicilerden biri de aşka ilişkin tutumlardır. Aşk kavramına ilişkin geçmişten günümüze farklı yaklaşımlar ortaya atılmış, çeşitli sınıflandırmalar belirlenmiş ve değişik araştırmalar yapılmıştır. Bu yaklaşımlardan en önemlisi Lee’nin Aşk Kuramıdır. Yapılan çalışmalarda aşk kavramının ortak bir tanımının yapılmadığı; bunun yerine bazı aşk türlerinin ayrıştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Araştırmacılar bu durumu bireysel farklılıklardan yola çıkarak, aşkın farklı kişiler için farklı anlamlar ifade ediyor olması görüşüyle açıklamaktadırlar.

Lee’ye göre üç temel/birincil aşk tutumu vardır: Tutkulu aşk (eros), oyun gibi aşk (ludus) ve arkadaşça aşk (storge). Bunların ikili bileşimleri, ikincil aşk tutumlarını ortaya çıkarır: Bunlardan mantıklı aşk (pragma), arkadaşça aşk ve oyun gibi aşk; sahiplenici aşk (mania), tutkulu aşk ve oyun gibi aşk; özgeci aşk (agape) ise tutkulu aşk ve arkadaşça aşk türlerinin bileşimidir. Lee’ye (1988) göre, hepimiz yaşamımızda bu aşk türlerinden birini ya da birkaçını deneyimlemekteyiz ve tercih ettiğimiz aşk tutumu, bir ilişkimizden diğerine farklılık gösterebilmektedir. Genel olarak güvenli bağlanma stili ile ilişki doyumu arasında pozitif bir ilişki olduğu dikkate alınırsa, tutkulu aşk, arkadaşça aşk ve özgeci aşk türlerinde daha fazla ilişki doyumu sağlanabilmektedir. Bu aşk çeşitleri de aşağıdaki gibi açıklanmaktadır.

Tutkulu Aşk: Fiziksel çekicilik, sevecenlik, iletişime açıklık, ilişkide güvende olma, tutku ve ilişkiye güvenle bağlanma ile ilgili aşk türüdür.

Özgeci Aşk: Karşısındakini kusurlarına rağmen seven, bağışlayıcı, destekleyici ve onun iyiliğini kendi iyiliğinden çok düşünen aşk türüdür.

Arkadaşça Aşk: İhtirasa değil benzerliğe, birbirini gözetmeye ve ilgileri paylaşmaya dayanan, karşılıklı ihtiyaçların giderildiği, arkadaşlığın ön planda olduğu, samimi bir ilişki içerisinde gelişmiş iyi bir dostluktan doğan aşk türüdür.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Beştav, F.G. (2007). Romantik İlişki Doyumu İle Cinsiyet, Bağlanma Stilleri, Rasyonel Olmayan İnançlar Ve Aşka İlişkin Tutumlar Arasındaki Değişkenlerin İncelenmesi.

Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Büyükşahin, A. &Hovardaoğlu, S. (2004). Çiftlerin Aşka İlişkin Tutumlarının Lee’nin Çok Boyutlu Aşk Biçimleri Kapsamında İncelenmesi, Türk Psikoloji Dergisi,     19(54), 59-72

Küçükarslan, M. ve Gizir, C. (2014). Üniversite Öğrencilerinin Romantik İlişki İnançlarının Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 5 (42), 148-159

Sternberg, R. J. (1986). A triangulartheory of love, PsychologicalReview, 93(2), 119-135

EVLİLİK UYUMU VE AİLE TERAPİSİ

EVLİLİK UYUMU VE AİLE TERAPİSİ

“Eşlerin birbirine benzemesi lâzım; ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak!
Ayakkabının bir teki ayağa biraz dar gelirse ikisi de işe yaramaz.
Kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu?
Ormandaki aslana kurdun eş olduğunu hiç gördün mü?
Bir gözü bomboş, öbürü tıka basa dolu olsa hurç bineğin üstünde doğru duramaz.”

Hz. Mevlana

Abdurrahman KENDİRCİ
Doktorant/Uzman Psikolojik Danışman

Evlilik

Evlilik, karşı cinsten iki insanı karı koca olarak birbirlerine bağlayan bir ilişkiler sistemi olmakla birlikte kişinin benliğini bir başkasının benliği ile birleştirmeyi içerir. Mutlu ve sağlıklı bir evlilik ilişkisinin devam ettirilmesiyle ile ilgili yapılan çalışmalarda daha çok evlilik uyumu ve evlilik doyumu kavramları araştırılmıştır. Evlilik uyumu ise bu konuda en sık çalışılan değişken olarak karşımıza çıkmaktadır. Evli bireylerin evlilik yaşamındaki başarısı ve evlilikteki işlevselliği olarak da nitelendirilen evlilik uyumu; evlilik doyumu ve evlilik mutluluğu kavramlarını da içine alan genel bir kavram olarak değerlendirilmektedir Spanier (1976) evlilik uyumunu, evli çiftlerin günlük yaşama ve yaşam içerisindeki değişen şartlara uyum sağlaması ve belirli bir zaman içinde birbirlerine uygun olarak değişim göstermesi şeklinde tanımlamıştır.

Evlilik Uyumu

Evlilik uyumu, çiftlerin birbirlerinin ilgilerini, değerlerini, amaçlarını, hayata bakışlarını paylaşmaları ve evlilik ilişkisinden aldıkları doyum düzeyi ile ilgilidir. Uyumlu evlilikler, eşlerin birbirleriyle rahatça iletişime geçebildiği, anlaşmazlıkların her iki tarafı da memnun edecek şekilde çözüldüğü ve özellikle de evliliğin önemli kısımlarında yoğun anlaşmazlıkların yaşanmadığı evlilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Evlilik yaşamı, iş hayatından, yaşam doyumuna, bireylerin ruh sağlığından aile ve toplumların psikolojik sağlıklarına kadar birçok durumu etkilemektedir. Sağlıklı ve istikrarlı bir evlilik hayatının devam etmesi için, eşlerin arasındaki bağın zamanla daha da güçlenmesi ve eşlerin evlilik uyumunu devam ettirmesi gerekmektedir. Mutlu bir evliliğin, eşlerin ve çocukların psikolojik sağlıkları yönünden koruyucu bir etkisinin olduğu düşünüldüğünde evlilik uyumu ve yaşamı sağlıklı ailelerin ve sağlıklı bir toplumun da temelini oluşturmaktadır.

İnsan ilişkileri başlama, geliştirilme, sürdürme ve sonlandırma şeklinde dört aşamada gerçekleşmektedir. Nelson-Jones’a (1986) göre sürdürme aşaması, evlilikte yüksek uyumu gerektirmektedir. Ayrılık ile neticelenen evliliklerde olumlu duygular, özellikle de doyum ve bağlılık zamanla azalmakta, olumlu duyguların azalmasına bağlı olarak aşk kaybolmaktadır. Çiftler ilişkilerini aşk bittiği için değil de ilişkilerindeki tatminsizlik ve mutsuzluktan dolayı sonlandırmaktadırlar.

Evlilik yaşamında iyi bir uyum sağlamak

Ailedeki sorumlulukların paylaşımı, boş zamanların değerlendirilmesi, duyguların ifade edilmesi, duyguların ifade ediliş biçimi, iletişim, akrabalarıyla ilişkiler, çocuklara ilişkin sorunlar, gelirin yönetimi, karar verme, problem çözme, değerler, beklentiler ve amaçlar gibi konularda eşlerin düşünce ve davranışlarını birleştirmeleri; evliliklerindeki uyumlarını arttırmakta ve çatışma-boşanma olasılığının azaltmaktadır. Hz. Mevlana’ya ait Mesnevi’deki bazı beyitlerde de bu husus aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir.

“Eşlerin birbirine benzemesi lâzım; ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak!
Ayakkabının bir teki ayağa biraz dar gelirse ikisi de işe yaramaz.
Kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu?
Ormandaki aslana kurdun eş olduğunu hiç gördün mü?
Bir gözü bomboş, öbürü tıka basa dolu olsa hurç bineğin üstünde doğru duramaz.”

Evliliklerdeki uyumun eşlerin duygu ve davranış birliği ve denkliğiyle ilişkili olduğu görülmektedir. Eşler arası etkili uyumun sağlanması için bir başka husus ise, çiftlerin uyum sağlayıcı sorun çözme becerileri geliştirmeleridir. Uyum sağlayıcı sorun çözme becerileri eşleri hayattaki olaylara karşı daha esnek hale getirebilirken, uyumsuz sorun çözme becerileri eşleri soruna daha takıntılı hale getirebilmektedir. Örneğin, uyum becerileri olan bir çift, sorunlarını savunmacı olmayan bir şekilde tartışmakta, nötral ses tonunda birbirlerinin fikrini öğrenmekte ve sohbetlerine mizah katmaktadırlar. Yine eşlerden birinin sorunu olduğunda sorunu birlikte çözmekte, soruna karşı birlikte bir savunma planı geliştirmektedirler. Sorun çözme becerisi yetersiz olduğunda ise eşler yaşamış olduğu problemlerden dolayı birbirlerini suçlayarak sinirlenmekte, yüksek ses tonunu kullanarak da birbirlerini kırabilmektedirler. Bununla birlikte plan geliştirmekten de kaçmaktadırlar. Sonuçta ise evlilik uyumu zayıflayarak, evlilik doyumunda azalma olmaktadır.

Evlilik yaşamında çift uyumunu arttıran en önemli hususlardan bir diğeri ise, eşler arasındaki sağlıklı etkileşimdir. “İletişim sorunu”, evlilik terapisine başvuran çiftlerin en yoğun ifade ettiği sorunlar arasındadır. Eşler duygu ve düşüncelerini açma konusunda iyi değilse, sağlıklı iletişim olanağı azalmaktadır. Bunun için çiftlerin kendini güvende hissetmeleri gerekir. Birbirlerini iyi tanıyabilen, birbirinin duygu ve düşüncelerini iyi anlayabilen ve ifade edebilen çiftler daha güvenli bir ilişki kurabilmektedirler.

Evlilik Uyumu ve Aile Terapisi

Ailenin bir sistem olduğu anlayışından yola çıkan aile terapisinde, aile bir sitem ve bu sistemde de alt sistemler bulunmaktadır. Kardeş alt sistemi, ebeveyn alt sitemi ve eş alt sitemi gibi. Çiftler arası uyumun ve evlilik doyumunun sağlanması için çiftlerin eş alt sistemine yatırım yapmaları önemlidir. Eş alt sitemine yatırım yapmak, çiftlerin birbirleriyle ilgilenme erdemini öğrenmeleriyle ilgilidir. Eşlerin birbirleriyle ilgilenmelerini öğrenmeleri ise evlilikteki birçok sorunun üstesinden gelmelerine yardımcı olacaktır.

Aile ve evlilik terapisi, eşlerin birbirleriyle ilgilenmelerini öğrenip deneyimleyebildiği bir süreç olarak olarak evlilik uyumuna katkı sağlamaktadır. Eşler, sorunlarının üstesinden gelemedikleri, çıkmaza girdikleri bir vakitte ilişkilerindeki bu problemi çözebilmeleri için bir destek ararlar. İlk etapta evlilik ve aile danışmanına gidip psikolojik destek almak yerine, bu desteği ilk olarak en yakınlarından ararlar. Bu kimi zaman bir dost, bir yakın akraba, bir komşu olabilir. Önemli olan çiftlerin yaşamış olduğu problemin profesyonel olarak ele alınıp evlilik uyumunun değerlendirilerek, yukarıda ifade edilen evlilik uyumunu ve dolayısıyla evlilik doyumunu geliştirecek özelliklerin evlilik yaşamına yerleşmesini sağlamaktır.

Evlilikte sağlıklı iletişim kurma ve güvenli bir ilişki kurma becerileri sadece okuyarak kazanılamaz. İnsan sadece duyduğunu değil, aynı zamanda yaptığını öğrenir. Bu nedenle aile ve evlilik terapisi deneyimlenen birçok değerin yerleşmesini sağlayan bir rehber olarak çiftlerin evlilik uyumlarını geliştirmektedir.        

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Özgüven, İ.E. (2000). Evlilik ve aile terapisi. Ankara: Pdrem Yayınları.

Şener, A. ve Terzioğlu, R. S. (2002). Ailede eşler arasında uyuma etki eden faktörlerin araştırılması. Ankara: T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Taysi, E. (2010) Evlilikte Bağışlama: Evlilik Uyumu ve Yüklemelerin Rolü, Türk Psikoloji Dergisi, 25 (65), 40-52

Tutarel Kışlak, Ş., Göztepe, I. (2012).Duygu dışavurumu, empati, depresyon ve evlilik uyumu arasındaki ilişkiler. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,3(2)